NEWS
Cockaigne / Here! (
Cockaigne Burada! / Cockaigne Here!
Açılış: 13 Mart /March 14- 18 Mart/ March
PASAJist – Independent ART SPACE İstiklal Cad. Halep Pasajı No:62 C blok 109
SANATÇILAR: İsmet Doğan, Genco Gülan, Fatih Balcı, Barasinga, Ali Sarugan, Daralan, Vay Be, 657!, Ayşe Gul Süter, Mehmet Öğüt, Deniz Beşer, Gülen Eren, Barış Mengütay, Itır Demir, Kıymet Daştan, İbrahim Koç, Harun Töle, Sarı Kaan, Erim Bikkul, Fulya Çalışkan, Mustafa Erden Kahveci,
Küratör: Ali Şimşek – Rahmi Öğdül
Cockaigne Burada!. . .


ELEMTERE FİŞŞ...
ŞEYTAN KUALĞINA KURŞUN
Sergi için hazırlanan proje nazar üzerine kuruludur. İnsanlar hayatlarındaki negatif gidişatın sebebini dışarda ararlar, birinin gözü, nazarı vardır. Bu negatif enerjiden kurtulmanın en geleneksel yöntemi ise kurşun döktürmektir. Kurşun döktürmek için gidilen kurşuncular yetkili, “el verilmiş” kimselerdir. Kurşun bir kepçe içinde eritilir, bu esnada kurşun döktürecek kimse bir sandalyeye oturur ve başı bir örtü ile örtülür. Hastanın başı üzerinde içi su dolu derince bir kap tutulur. Eritilen kurşun bu kabın içine dökülür. Gerekli dualar okunur. Nazar bozulur.
Sergide kurşun dökme işlemi gerçekleştikden sonra, dökülen kurşun, kurşun döktüren kişinin adı ile saklanacak, sergilenecektir. Ortaya çıkan bu amorf formlar kurşunu döktüren kişilerin temsilleridir bir yerde. Hem de suyla karşılaşan kurşun madeninin kendiliğinden aldığı biçim ile.
Kurşun dökme işlemini öğrenebilmek ve kurşun döktürmek maksadı ile ziyaretine gittiğim Mürüvet Teyze bana kurşunu döktükden sonra kendisine niyetimi anlattım. Bir sergide bu işlemi gerçekleştireceğimi açıkladım. Fakat bu işlemin gerçek anlamda uygulanabilmesi için kurşun dökecek kişiye el verilmesi gerektiğini söyledim. Kendisi "şifa niyetine" el verdiğini söyleyerek bu konuda beni yetkilendirdi.
Sonuçta performans esnasında oluşan bu kurşun formları; performansa katılarak kurşun döktüren izleyici için hem nazara karşı bir tedbir, hem de kendilerini temsil eden sanatsal anlamda bir objesi olarak hayatlarında yer alacaktır.
--------------------
KISACA KURŞUN DÖKTÜRMEK
Kurşun döktürmek, baş üzerinde birikmiş bunalım oluşturan statik elektriğin, akıtılan eriyik kurşuna boşaltılması amacına yöneliktir.
Kurşun eriyik hale getirildikten sonra belli bir mesafeden suya döküldüğünde ortamda bulunan negatif elektriği nötralize eder.
Nazara karşı kurşun dökme, halk arasında yaygın olarak uygulanan bir gelenektir.Tarihi çok eskilere dayanır. İlk olarak ne amaçla yapıldığı, tam olarak bilinmese de kötü ruhları, uğursuzlukları kovmak için yapıldığı düşünülmektedir. Kurşun Dökme Şaman geleneklerinden kalma bir adettir. Şamanlar bu işleme “Kut Dökme” anlamına gelen “Kut Kuyma” adını vermişlerdi. İnsana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak, çok eski dönemlerde uygulanan sihir kökenli bir uygulamaydı. Kurşun dökme, kötü takıntılardan kurtarma yöntemlerinden biri olarak kullanılmış ve günümüzde de Anadolu’da halk gelenekleri arasında yerleşik ve zengin bir şekilde yaşamaya devam etmektedir. Halk dilinde, nazarla, büyüden ileri gelen hastalıklarla ruh rahatsızlığının giderilmesi için kullanılan bir şifa yöntemidir. Çok eski zamanlara dayanan, dualarla güçlendirilerek olumsuz etkilerden arınma metodudur.
Önemli olan algılama şekli ve iyileşme inancıdır. İyilik hali kişiye has bir duygu olduğu için sonuçlar da kişilere göre değişmektedir. İyileşmeye olan inancın süresi ve şiddeti ne kadar çoksa, bu aşamada devreye giren yöntemlere ve kişilere güven ne kadar fazlaysa, sonuç ta o kadar kısa sürede ve beklendiği gibi olumlu olmaktadır.
Kurşun dökmenin kendine özgü bir yöntemi ve geleneği, bu hususta kullanılan bazı alet ve malzemeleri vardır.

Kullanıldığı Sahalar:
1- Yaşanan üzücü olaylardan evdeki negatifin temizlenmesinde ölüm, ayrılık, kazalar, hastalıklar, uzun süren depresyonlarda.
2- Kısmet bağlılığı, yaşamı etkileyen terslikler, işlerin bozulması, istemeden yapılan yanlışlar.
3- Ani şoklar, korkular, uğrama, musallat olma, dengesizlik, unutkanlık, mutsuzluk, uyurgezerlik, ruh ve bedendeki bozukluklarda.
4- Nazarla etki altında kalan malına (ev, araba, yaşantı, para, güzellik, başarı) üzerindeki negatiflerin temizlenmesinde.
6- Eski eşyalar üzerindeki, başkasına ait olup kullanılan giysiler.
9- Kısaca kendisiyle barışık olmayan, karamsar, mutsuz kişilerin değişmesinde her derde deva olarak kullanılır.

Kurşun döktürme olayı çok eski bir gelenektir nerden çıktığı konusunda kesin bir bilgi yoktur fakat kurşun döktürmenin radyasyonu vücuttan atmakta faydası olacağı bilimsel olarak açıklığa kavuşmuştur.
- Kurşun geniş bir kapta eritilir, insanın etrafında gezdirilir.
- Daha sonra suya dökülür.
- Kurşun dağılmayıp kütle halinde katılaşırsa radyasyon yok demektir.
- Kurşun saçma tanesi gibi dağılıyorsa radyasyon var demektir, ve bu işlem kurşun dağılmayana kadar devam etmelidir.
Kurşun maddesinin ayrıştırma özelliğinden dolayı negatif enerjinin dağılarak pozitif enerjinin güçlenmesini sağlar. El almış kişiler tarafından yapılması, bilinçli olması, döken kişinin zarar görmemesi açısından önemlidir.
Blog
Cockaigne
Cockaigne / Burada!
Cockaigne / Here!
Açılış 13 Mart /March 14- 18 Mart/ March
PASAJist – Independent ART SPACE
İstiklal Cad. Halep Pasajı No:62 C blok 109
SANATÇILAR:
İsmet Doğan, Genco Gülan, Fatih Balcı, Barasinga, Ali Sarugan, Daralan, Vay Be, 657!, Ayşe Gul Süter, Mehmet Öğüt, Deniz Beşer, Gülen Eren, Barış Mengütay, Itır Demir, Kıymet Daştan, İbrahim Koç, Harun Töle, Sarı Kaan, Erim Bikkul, Fulya Çalışkan, Mustafa Erden Kahveci,
Küratör: Ali Şimşek – Rahmi Öğdül
Güney Amerika’ya ayak basan Kolomb karşılaştığı bolluk karşısında duygulanır ve mektuplarından birinde “tam bir Cockaigne” diye söz eder Güney Amerika’dan. Gerçi şarabın olmamasından ve yerlilerin gayri Hıristiyan adetlerinden şikayet etse de ortaçağa hakim olan bu bolluk ülkesi fantazilerinin gerçekleştiğini düşünmektedir. Günümüzdeki göç hareketlerine baktığımızda hayali bir bolluk ülkesine doğru yapıldığı görülmektedir bu hareketlerin. Bolluk ülkesi düşleri neredeyse tüm insanların kolektif bilincinde bir yeryüzü cenneti olarak hala yatmaktadır.
-
PERSONA - Halk İçin Halka Rayban
Jakobenizmin bu sloganı, hangi nedenlerden dolayı bir güncel sanat sergisinin başlığı olarak seçilir? Bu, belirli noktalardan açınlanabilir ve özünde Fransız Devrimi sürecinde ortaya çıkan bu sloganın, aslında Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan süreçte, bu coğrafyanın siyasal ve kültürel tarihinde yaşananları özetleyebileceği gösterilebilir. Tabii ki, sanat edimini de bundan bağımsız bir olgu olarak düşünmeden.
Bakunin’e atfedilen bir söz var: “En ateşli devrimciyi alın, ona mutlak iktidar verin, bir yıl içinde Çar’dan daha beter olur”. Bu bireysel iktidar saplantısını gösteren basit bir tespit değil; aksine Bakuninci bir diyalektiği de içerisinde barındırıyor: “Tepe tabanı belirlemez, aksine tepeyi taban belirler”. “Halk için Halka Rağmen!” düsturundaki iktidar aşkıysa, olguların ve olayların tarihin yasalarına bağlı olduğu gerçeğini görmezden gelmekte ve üst tabakadan halka doğru dayatılan devrimleri ifade etmektedir. Bu gerçeklik Türkiye Cumhuriyeti için de fazlasıyla geçerli; Tanzimat Fermanı’ndan Milli Demokratik Devrim ve inkılaplarına kadar rahatlıkla gözlemlenebilir ve ancak son dönemlerde sıklıkla tartışmaların merkezinde bu tepe - taban karşıtlığı yer alabilmeye başladı. Görünen o ki, henüz arzu edilen seviyede olmasa da, halkın devrimini mi yoksa devrimin halkını mı tartıştığımızı bilme noktasına geldik.
Devlet, halk tarafından başta benimsenmese de, çeşitli devrimleri zorla kabul ettirme yolunu seçmekte ve kendisini her koşulda haklı görmektedir. Bunun nedeniyse, halkını her zaman bilgisiz ve eğitimsiz olarak kodlamasıdır. Zaten eğer yaratmak istediği yapı oluşmazsa, bunu halkın cehaletine bağlayacak ve halkını suçlayacaktır. Belki de bu bağlamda yapılması gereken, geçmişin bazı referans noktalarına geri dönerek “toplum” ve “devlet” kavramlarının tekrar tanımlamasını yapma girişiminde bulunmak. Sahi, “devlet” nedir? Biz mi devlete muhtacız yoksa devlet mi bize? Peki ya “toplum” nedir? Bir gereklilik mi? Biz bu ikili karşıtlıkla hangi dereceye kadar ilgilenmek zorundayız?
Şu bir gerçek ki, devletin bireysel özgürlüklerin eksikliğinden devşirdiği “kutsal özü”, bireyin yaratıcılığının kısıtlanmasının nedeni. Bu kısıtlamaların yöntemleriyse gayet açık: Din ve milliyetçilik üzerinden geliştirilen normlar, bireyin devlet tarafından/üzerinden baskıya uğraması ve elbette bireylerin devletin “zorunlu askerleri” olarak görülmesi. Tüm bunların ışığında devlet halkını nasıl kodlamaktadır? Peki, kendi amaçlarına bağlı olarak bireyin yaratıcılığını kendisine bağlayan aynı devletin, serbest bırakıyormuş gibi göründüğü etkinlikleri serbest pazar ekonomisinde bir çeşni yaratabildiği oranda özgür bırakmasını nasıl yorumlamak gerekiyor? Daha sonra kendi içerisinde şiddet kullanarak ehlileştirdiği bu “eylemler” içerisinde, sanatın evcilleştirilmiş ürünleri ne kadar yer kaplıyor?
Halk İçin Halka Rağmen! düsturundan hareket eden bir yöntem, halkını aptal yerine koymaktadır. Bugüne değin, tepeden inme, merkezci ve totaliter bir yöntem ve dayatmalarla çözümler üretilmeye çalışılmıştır. Halbuki daha çoğulcu, emek süreçlerini daha kapsayıcı ve coğrafi adaletsizlikleri giderici yöntemler her zaman bulunabilir, hele hele çağımızda bir devlet bu yolları bulmak da zorunda.” Bunlar yapılmadıkça, toplum ve devlet kavramlarına yüklenen “aşkın” anlamlar yapı-çözüme uğratılmaya devam edecek.
Sanat bu tartışmaların neresinde konumlandırılabilir? Sanat, bu konulara dair ne gibi stratejilerle katkıda bulunabilir? Bu noktada, birey olarak sanatçıların alacağı konum oldukça önemli görünüyor, zira etik rolleri insanlığın bilincini görünür kılmalarından gelmekte. Sanatı bir zevk ve prestij alanı olarak kodlayan ve onu bir tür neşeli bohemler kulübü olarak görerek, gittikçe artan piyasa taleplerini karşılamak adına sanat pompalamaya devam edenlerle bu konulara girmekse olası değil.
Yakın geleceğin sanatına dair can alıcı bir dönemeçteyiz ki, sanat, önünde beliren iki seçenekten birisini seçmek zorunda: Ya varolan bu dinamikler ve tartışmalar üzerinden bir eylem felsefesi geliştirecek ve yoluna koyacak ya da dönemin duyarlı(!) bir tanığı olarak geleceğin “yoz” sanat tarihinin sayfalarını süsleyecek.
Fırat Arapoğlu
Halk İçin Halka Rağmen!
25 Ocak – 3 Şubat 2011,Kargart.
Kardelen Fincancı
Şenay Kazalova
Melike Kılıç
Mehmet Öğüt
Ali Sarugan
Fırat Uysal
Küratör: Fırat Arapoğlu
..
PERSONA / HALK İÇIN HALKA RAYBAN
PERSONA / HALK İÇIN HALKA RAYBAN
“Halk İçin Halka Rağmen” etkinliği açılış davetine gelen izleyicileri
birer maske olarak belgeler ve bu belgeleri onlara dağıtır…
Kavramlar hareket eder, yer değiştirir, büyür, küçülür, başkalaşırlar. Anlamları çağa, zamana, gereksinimlere göre yeniden ifade kazanır. Tartışmaya açık olmayan bir kavram, görüş, fikir, durum yoktur.
Halkı kim oluşturur?
Halkı bireyler oluşturur. Bireyler çoğuldur ve ‘birey’den tamamen ayrıdır. Bir güruh, bir kalabalıktır.
1978 baskılı Halkbilim Terimleri Sözlüğü’de HALK:
Bir toplum içinde, ortak gelenek, görenek, davranış ve uygulamalardan oluşan bir kültürel düzende yaşayan insan topluluğu, bk. halk kültürü, halk yaşantısı, halk toplumu, halk katmanı, seçkin kültürü, krş. toplum, köy, boy.
Olarak açıklanmaktadır.
Fakat halk olmak için bir birey olmaya da gerek yoktur, (kendini yetiştirmiş, geliştirmiş, toplum için faydalı vs…) o kalabalıkta var olmak, yaşamak yeterli olacaktır.
Halk kavramı ele alındığında bireylerin bir önemi kalmaz. Halk adına düşünürken bireyler hakkında düşünülmez, icraat yapılmaz. Bu sebeple kişilik ve kişisel bilinç de yersizdir ve kullanılmaz. Halkın temel yapıtaşı olan birey halk için değersizdir. Fakat Bireyler olmadan Halkın da olmayacağı bir gerçektir.
Halk İçin Halka Rayban çalışmasında öncelik bu bireylere verilmiştir.
Sergi açılışına gelen halkın kaçınılmaz bir şeklide yanlarında getirdikleri en özel yanlarını “yüzlerini” kullanan çalışma; olacaklardan habersiz olarak geldikleri sergi davetinde onlara rağmen yapılan bir etkinlik (uygulama) ile yüzleşmeleri ve buna karşı verdikleri tepkiler üzerinedir.
Fotoğrafları çekilen izleyicilerin sergi açılışı esnasında çekilen fotoğrafla meskeleri yapılacak ve bu maske yüzün sahibine değil bir başka izleyiciye verilecektir. Ellerindeki yüzün sahibinin kim olduğu, kendi yüzünün kimde olduğu ve bir başkasının gözünden sergiyi izleme gibi sorularla etkinliği dolaşan kişiler daha sonar ellerindeki maskelerle sergiden ayrılabileceklerdir.
Ellerinde tanımadıkları birinin sureti ile. belki de bir gün bu yüzün sahibine raslayıp bir sempati duyabilirler belki de tanıyabilirler. Aralarında yeni bir diyaloğa ndeden olabilir.
Sergi, dagıtılan bu maskelerle açılış davetine gelenlerin hayatlarına girecek, evlerinde bir köşede, kütüpanede yıllar sonra bile raslayacakları, onları sorgulatan, güldüren, anımsatan birer ifade olara hayatlarına sızacaktır.
Çalışmanın bir diğer yönü ise maskelerin gözlerinin çıkarılmasıdır (oyulmasıdır). Burada birinci amaç tabi ki maske yapabilmektir. Fakat diğer bir yandansa meskelerin gereği başka bir kimliğe bürünüp, kendi kimliğini gizlemek, başka bir kimlik, kişilikmiş gibi davranabilme özgürlüğünü kazanmaktır. Tabi ki bunun bedeli de gözlerin yerinde çıkarılmasıdır. Gözler çıksın ki bir başka gözle bakabilme olanağı olsun.
...
AJANDA PROJESI
ABSTRACT
Ali Sarugan, AGENDA, Master Thise Report, Ankara 2005
The “Agenda” headed thesis study; is organized by 30 different persons’ daily activity preparation of the Agenda owner. Every person related his/her daily schedule of seperate days in November 2004. Every note written in the Agenda is prepared by the participants. The Agenda owner has realized the estimated events on the scheduled date.
The study is oriented in interpersonal relations and the expected behaviors of individuals from others. It reacts to the method of thinking, making decisions, application, deciding the method of behavior and use of time with the other peoples Agenda. By this way, the Agenda owner could test his life his identity, pernonality and indipendance.
In the entrance section of the thesis, the description of the Agenda, the method of the usage of the Agenda, the interactive reactions of a study between the applicator and the other people, method of the application of the Agenda and the content of the study is described.
In the second section named as “towards the idea of the Agenda” of the thesis, the creativity of the people under several others discriminations and creativity. In this section the involvement of the viewers and the activities done during the study, including some examples (“Thing”, “In-Out, Possibilities- Spaces”, “Encountering-Interfering”, “Object-Me”, “What’s Missing?”)are discussed.
Third section named as “Multilevels of the Agenda”, focuses on the definitions in relation with the Agenda. The sub sections are; “Agenda and Chaos”, “Agenda and Time-Duration”, Agenda and Environment, Streets”, “Agenda and Creativity of the Other People’s Eye”, “Agenda and Pillorying”, “Exhibition-Display”.
The third section includes the daily activities of November written by different people, the requested items and the expectations. The events occured during the realization period are described by visual articles.
The “Results” section includes the targets reached by the Agenda. The difficulties faced in such an interactive reaction for an individual-peculiar art language are also mentioned in this section.
In the Attachmet 1 with the heading “Pages of the Agenda”, the copies of the pages from the Agenda are placed. This is for documenting the notes written in the Agenda.
Attachment 2 named as “Agenda in the Press” includes the reactions occured in the press about the Agenda. The content is extremely involved in outlands with the reactions faced by public on community and individual basis.
...
-
EKSIK OLAN
Karşı Sanat Galerisinde gerçekleşen ‘Eksik Olan’ sergisi, İstanbul Bianeline alternatif bir bakış getirerek Bianeli tartışmaya açıyordu.
Bu çalışmada 10cm’ye 10cm’lik 84 adet resim galerinin tüm koridor duvarlarına yerleştirildi. Daha önceden hazırlanmış olan ‘Sarugan’ imzalı kelepçeler ve tüm bu resimlerin tıpkı basımları açılış günü ve ertesi gün sergiyi ziyaret edenlere verildi. Kelepçeler izleyicilerin bileklerine takıldı, tıpkı basımlar ise yaka kartı niteliğinde(kimlik ve statü bildren) izleyicilerin boynuna takıldı. Galeri içinde oluşturulan düzenleme, izleyicilerin boyunlarında ki resimlerle birlikte yani bir devinim ve gezinme olanağı kazanarak daha sonra şehir sokaklarına, caddeye doğru yöneldi. çalışma sadece galeride kalmayarak izleyicinin gündelik yaşamına, sokağına, ilişkilerine girerek yeniden hareket ve can kazandı.
beyaz üzerine kırmızı renk serigrafi baskı ile çoğaltılmış, sanatçının imzası yer alan bezlerin plastik kelepçelere talılması ile oluşturulan bileklikler ise izleyicileri, bir bir çalışmanın içine alarak onları da işin bir parçası haline dönüştürmüştür.
eksik olan- karşı sanat çalışmaları - istanbul - 2004
...
KÜÇÜK AT DA CIVCIVLER DE YESIN
“küçük at da civcivler de yesin” “hazmı kolay bi sergi” Bacak, Lefor, Acassi, Taytay, Cin Ali - 10cm’e 10cm’lik 32 şer (toplam 160) resimle katıldığı sergi; 26 Mayıs - 8 Haziran 2003 Çağdas Heykeltıraşlar Derneği lokalinde gerçekleşti, Afişdeki modelin adı ‘pinnaz’ olup iletişim kabiliyeti çok güçlü bir inekti. dert dinler, sohbet ederdi, pinnaz 1995 senesinde yaşlandığı için kurban bayramında kurban edildi …
...